Var mı işyerinde mutlu olan?!

 Evet, son zamanlarda bu sorunun cevabını gerçekten çok merak ediyorum..

“İşyerinde mutsuzluk”, dermansız ve bulaşıcı bir hastalık gibi her geçen gün daha fazla insanı, daha çok etkisi altına alıyor, ve bu insanlar  zamanla tüm hayatlarını saran bu mutsuzluk girdabında zorlu mücadeleler vermek durumunda kalıyorlar.

Gördüğüm o ki, “İşyerinde Mutsuzluk” üzerine yapılan araştırmaların sayısı ve sonuçları da bu tespitleri destekliyor, işyerinde mutsuzluğun çalışanların özel yaşamlarını son derece  olumsuz  etkilediğini ortaya koyuyor.

The Conference Board adlı kuruluşun  Amerika’da yaptığı çalışan memnuniyeti anketine göre   işinden memnun olan çalışan oranı 1987 yılında %61 iken bu oran 2005’te %52’ye ve ve 2009 yılında %45’ e gerilemiş, araştırma grubu ise bu oranın %45e inmesini çok büyük bir düşüş olarak değerlendirmiş.

Peki ülkemizde çalışan memnuniyeti ne durumda?  İnsan kaynakları alanında faaliyet gösteren Kelly Services tarafından 28 ülke ve 70 bin çalışanla yapılan araştırmada Türkiye 26. olmuş.  Yani sonuç özellikle de ülkemizde hiç içaçıcı değil..

İşyerinde mutsuzluk üzerine yapılan  araştırma sonuçlarına göre işyerindeki mutsuzluğun da çeşitli sebepleri  var.  Örneğin, Heidrick & Struggles’ın dünya çapında yaptığı araştırmaya göre çalışanlar mutsuzluk sebepleri şu şekilde belirtilmiş:

•Ekip değiliz % 53
• İş güvencem yok % 57
• Çabalarım görülmüyor % 41
• İş akışında sistemsizlik % 39
• İşimde tıkandım, önümü göremiyorum % 23
• Bilgi paylaşımı yok % 27
• Kendimi geliştiremiyorum % 18
• Hak etttiğim ücreti almıyorum % 16
Çalışanların işle ilgili öncelikleri ise şöyle sıralanmış:
• Anlamlı ve ilgi çekici iş
• Yetenekleri geliştirme fırsatı
• Kurum içi yeterli bilgi akışı
• Yetki ve sorumluluk almak
• Sağlıklı çalışma ortamı, destek ve teknik donanım
• Ekip çalışması
• Başarının takdir edilmesi
• İşini iyi bilen yönetici ile çalışmak
• Esnek çalışma süreleri
• Adil ücretlendirme

Bu ve birçok araştırma sonucuna göre;  geçinmeye yetecek seviyede gelir elde edildikten sonra  ücretin, çalışan için motive edici etkisini yitirdiği, takdir edilmenin, kendisine tanınan gelişim fırsatlarının onun için daha motive edici olduğu görülmüştür.

Ya benim çevremde durum nasıl ?

 İşinden mutsuz çalışan oranı ve mutsuzluk sebepleri olarak çok paralel aslında; özetle işinden mutlu olan pek kimseyi tanımıyorum diyebilirim.

 Yine Kelly  Services’in araştırmasına göre Türkiye’de çalışanların çoğu patronlarının performansını beğenmiyormuş. Beni bu yazıyı yazmaya teşvik eden mutsuz çalışanlardan oluşan çevreme de bu anketi yapsak aynı sonucun çıkacağına eminim.  Birçoğu işi iyi bilmeyen ve performansı iyi olmayan patron veya müdür ile çalışmanın sıkıntısını yaşıyor. Ve genelde bu yöneticiler  kişilik olarak zor, sabit fikirli ayrıca sağlıklı iletişim kurulamayan kimseler oluyor. Ve  günlük bu sıkıntılardan fırsat olduğunda hissedilen en büyük mutsuzluk sebepleri; gelecek kaygısı, önlerinin tıkandığını, işyerinde adaletsizlik yapıldığını düşünmek, kişisel ve kariyer gelişimlerinin durduğunu hissetmek oluyor. İşyerinde mutsuzluk yüklenen insanların tek kurtuluşları özel ve sosyal hayatları oluyor, fakat ne yazık ki bazen iş o kadar belirleyici ve baskın oluyor ki insan hayatında ; kimileri yoğunluktan, kimileri çalışma saatlerinin normal düzene tersliğinden yaşamlarında  iş ve sosyal hayat dengesini kuramıyor , özel hayatlarını gönüllerince yaşayamıyorlar; kendilerine, sevdiklerine, hobilerine yeterince zaman ayıramamaktan şikayet ediyorlar..mutsuzluk derinleşiyor, ve sarmal büyüyor..

Peki nasıl çıkılacak bu kısır döngüden, nasıl çıkacağız? 

Forbes Woman birimi,  bizi bu mutsuzluktan çıkaracak, iş yerinde keyifli çalışmamızı sağlayacak 10 yöntemi sıralamış:

Sorunlara çok fazla takılmayın
Sizi sinirlendiren bir şeyi hızlıca akıldan çıkartabilirseniz, iş yerinde daha mutlu olabilirsiniz.

Kafanızdaki tanımlamalardan kurtulun
Ömrümüz başımıza gelenleri ‘iyi’ ya da ‘kötü’ diye tanımlamakla geçiyor. Yağmur yağmasını ‘kötü’ olarak görürken, bu sene ikramiye alamadığınızda bunu ‘çok kötü’ olarak değerlendiriyoruz. “İş Yerinde Mutluluk” adlı kitabın yazarı Srikumar Rao, “bir şeyin kötü olduğun düşünürseniz, onun etkisi de kötü olacaktır” diyor. Bu nedenle kafamızda yarattığımız bu tanımlamalardan kurtulmak gerekiyor.


Yapılacaklar listesi hazırlayın
Çalışmak için kendinizde yeterli gücü bulamıyorsanız, en azından kendinize yapılacaklar listesi hazırlayın ve hedeflerinize ulaştıkça üzerini karalayın. Bu, size, kontrolü az da olsa elinize aldığınızı hissettirecektir.

İşinize odaklanın
İş yerinde yaptığınız işe odaklanırsanız ve dikkatinizi tam olarak verirseniz, hem zamanın daha çabuk geçtiğini hisseder hem de yaptığınız işten keyif alırsınız.

 

Kafanızdaki karmaşıklığı silin
Olumsuz düşünceler, insanı mutsuz olmaya iter. Düşüncelerinizi yönlendirerek kafanızdaki kargaşaya son verin. Güzel bir anınızı aklınıza getirin ve sinirlendiğiniz zaman o anı gözünüzün önüne getirin.

Kendinize zaman ayırmaya çalışın
İş yerleri her zaman streslidir ve çalışanların bu durumla baş etmeleri gerekir. Ancak alkol ve televizyon bağımlısı hale gelmek makul bir çözüm değildir. Bunun yerine, gün içinde sizi enerjik kılacak aktivitelere yönelin. Örneğin öğle yemeklerini kısa tutup, size ayrılan sürede kısa bir yürüyüş yapmak ya da sessiz bir yerde dinlenmek, çalışma saatlerinizi daha verimli kılabilir.

Değerlerinizi benimseyin
Çalıştığı şirketin misyonuna kendini daha yakın hisseden ve yaptığı işin değerli olduğunu düşünenler, ofis yaşamında daha mutlu olan insanlardır. İşinizin anlamsız olduğunu düşünüyorsanız, yaptığınız şeye daha büyük bir çerçeveden bakmayı bilin.

Herkes eşit
Çalışma arkadaşlarınızı, patronlarınızı ya da müşterileriniz kategorize etmek kolay. Ancak iş yerinde ilişkilerinizi güçlendirmek istiyorsanız, etrafınızdakilerle ortak bir nokta bulmak zorundasınız. İş arkadaşlarınızla geliştirdiğiniz ortak bir dil, mesai saatlerinizi daha verimli kullanmanıza yardımcı olacaktır.

Zor patronunuza sevgiyle yaklaşmayı bilin
Uzmanlar, çalışanların istifa etmelerinin en büyük etkenlerinden birinin, zor patronlar olduğunu söylüyor. Siz dahil, etrafınızdaki herkes zor patronlarından şikayet ediyor. Bu durumda yapılacak en iyi şey, patronunuz iş saatlerinde stresli olduğu gerçeğini kabul edip, hoşgörülü davranabilmek. 

İşten ayrılma zamanını bilmek
İşinizle ilgili her şeyi doğru yapıp yine de yaptığınız şeyden memnun olamıyorsanız ya da mesai saatlerini eğlenceli kılmak adına elinizden geleni yapsanız da saatleri saymaya devam ediyorsanız, başka bir iş bulma zamanını gelmiş demektir. Bu durumda mutsuz olduğunuz yerde kalmaya devam etmek kimsenin yararına olmayacaktır. 

Ben de zaman zaman yaptığı işte çeşitli sebeplerden dolayı mutsuz olan biri olarak kendi formüllerimi paylaşmak istiyorum;

Kendimi mutsuz ruh haline kaptırmamak ve hayatımı işten şikayet ederek geçirmek istemediğim için bir takım mücadeleler veriyorum. Öncelikle hala çalıştığıma göre memnuniyetlerim daha ağır basıyor, memnuniyetsizliklerin ağır bastığı noktada çeşitli alternatifler araştırılmalı, yaratılmalı ve işten ayrılmalı diye düşünüyorum.

Neler yapıyorum; şikayet ettiğim konuları çözmeye çalışıyorum, beklentilerimi, memnuniyetsizliklerimi yöneticilerimle paylaşmaktan çekinmiyorum, düzeltilemeyeceğine inandığım sorunlar üzerine düşünmeye ara veriyorum, mutlaka birgün bir şekilde zamanı gelecektir ve o zaman çözülecektir ya da önemini kaybedecektir diye düşünüyorum, şu an için çözümsüz meseleler hakkında sürekli düşünmek beni  mutsuz etmekten başka bir işe yaramıyor çünkü. İş dışında kendime zaman ayırmaya çalışıyorum, çünkü bu hem işyerindeki mutluluğum hem de genel mutluluğum için çok önemli, işten arta kalan zamanlarda ailemle,dostlarımla,sevdiklerimle görüşmeye çalışıyorum, spor yapmaya , en azından haftada birkaç kere açık havada yürümeye çalışıyorum, haftada bir iki film izlemeye, biraz kitap ya da  internetten ilgimi çeken birşeyler okumaya çalışıyorum. Ve tabi fotoğraf çekiyorum. Bunların hepsini birgünde yaptığımı sanmayın: ) o an ne iyi gelecekse onu yapmaya , tüm bunları hayatıma, günlerime yaymaya çalışıyorum, zaman zaman yoruluyorum,bir iki gün sarsıldığım oluyor ama asla kendimi mutsuzluğa teslim etmiyorum.

İnsanın iş dışında bir hayatının olması, daha doğrusu bu hayatı güzel, anlamlı ve tatmin sağlanır bir hale getirmesi çok önemli. Zamanımızda, özellikle de ülkemizde ve büyük şehirlerde çalışmanın aynı zamanda da hayatı gönlünce yaşayıp mutlu olmanın çok zor olduğunu birçoğumuz biliyor ve kabul ediyoruz. Ama önemli olan pes etmemek ve hayattan istediğini almaya çalışmak, mutlu olmayı gerçekten istemek, bunun için uğraşmak, sorunları çözmenin ve daha mutlu hissetmenin mutlaka bir yolu vardır,mesele o yolu bulmak, ve genişletmek..

Çünkü hayat çok kısa, ve hayatta iş dışında gerçekten çok büyük mutsuzluklar, problemler var..iş için elimizden gelenin en iyisini yapmak, gitmediği yerde başka alternatifler bulmak ve özel hayatımızı güzelleştirmeye çalışmak hem iş hem de hayatımız için en doğrusu diye düşünüyorum.

Bahar geliyor, herkes silkelensin ve kendine gelsin diyorum : )

Sevgiler,

 Meryem

     Ve Anadolunun Kayıp Şarkıları nihayet gösterimde!

Birçoğumuzun “Çingene Yüreğim” şarkısıyla hatırladığı, birçoğumuzun da bu yazıdan sonra arama motoruna “Çingene Yüreğim” yazıp da hatırlamaya çalışacağı şarkının sahibi Nezih Ünen’in yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendiği, tamamlanması sekiz yılı bulan  müzikal-belgesel  Anadolu’nun Kayıp Şarkıları 12 Mart’ta gösterime girdi.  Biz de cuma günü 19.00 seansına yer bulabilmeyi başardık.

    24 saat yaşayan, durmak nedir bilmeyen, curcunalı, rengarek bir o kadar da yorucu İstanbul’dan dingin Anadolu’ya doğru çıkılan yolculukla başlayan filmde bizi orada bambaşka bir renk cümbüşü, başka bir mozaik karşılıyor.

Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar gidilen belgeselde Denizli’den Urfa’ya, Artvin’den Antalya’ya  kadar bir çok şehir köy köy dolaşılmış. Anadolu’nun farklı kültürlerinden insanlar  türkülerini olağanca doğallığıyla söylerken bir süre sonra onlara stüdyo düzenlemeleri eşlik ediyor, davul,gitar da ayrı bir güzellik katıyor türkülere.. 

 Filmi izlerken hep bildiğimiz  bir gerçeği daha şiddetli hissediyorum..ne kadar eşsiz bir memlekette yaşadığımız gerçeğini; müthiş bir coğrafya, inanılmaz bir kültür zenginliği, birbirinden güzel insanlar..gözyaşlarımı zaman zaman tutamıyorum ve o an Haber bültenlerinde Kahramanmaraş’ın Kurtuluş kutlamalarını izlerken ağladığı için biz acımasız torunların diline düşen anneanneme sessiz bir özür gönderiyorum…

97 dakikalık filmin her karesi başarılı birer fotoğraf karesiydi aynı zamanda, dolayısıyla benim için izlemek ayrı bir keyifti..

 Filmde kendine has, cok renkli karakterler vardı, mesela Artvin’de köyünde deli Şevki diye bilinen, çerçevesi pempemsi ve  büyükçe gözlükleriyle ve inanılmaz sevimli konuşmalarıyla insanları güldüren Şevki Amca, ve 75 küsür yaşına aldırmadan sırtına çalı çırpısını yüklemiş gelen,  çekimi yapıldığını görüp “karıların fotoğrafını çekmeye mi geldin?! ” diye fırça çeken yaşlı teyze..hepsi başka alem, hepsi ayrı bir renk..

Filmle ilgili olumsuz tek eleştirim Kültür Bakanlığı’nın tanıtım filmlerini andıran dans eden bir kızın da olduğu son bölümdü, bu kadar özgün bir çalışmaya  hiç yakışmadığını düşünüyorum.

Filmin sonunda işi gücü bırakıp yollara düşüp, köşe bucak gezme ve fotoğraf çekme isteğim tavan yaptı haliyle..neyse birgün kurtaracağım seni bu hayattan diye söz verdim kendime:)

web  adresi :http://www.anadolununkayipsarkilari.com/TR/

 

Hersey Özgür’ün ” Bu yaz balkonu çiçeklendirip sana cennet bahçesi yapacağım ama senden de güzel ikramlar bekliyorum, beni çayla,  kahveyle kandıramazsın” demesiyle başladı.  Bunun üzerine eskiden ne güzel tatlılar, atıştırmalıklar, içkiler hazırladığımı düşünüp son zamanlarda ise hem sağlıklı beslenme hem de yoğunluk sebebiyle böyle güzellikler yapmayıp, sebzeden başka şey pişirmez olduğumu farkedip üzüldüm. Ve hemen atıştırmalık, sevimli bir o kadar da  pratik tatlı tarifleri aramaya koyuldum. Üzerinde en çok yoğunlaştığım Kozalak Tatlısıydı, mısır gevreğinden yapılma, kozalak şeklinde  bir tatlı varmış  meğer, ben bayağa uzak kalmışım bu mevzulardan, neyse ben de bu tatlıyı biraz değiştirerek ismini “şekilli crunch’lar” koyduğum tatlıyı yaptım.

Ve sonuç gayet başarılıydı : )

Malzemeler:

  • Bir paket Kellog’s Kırmızı Meyveli Pirinç ve Buğday Gevreği (250gr) (tamamını kullanmıyorsunuz)
  • 2 adet Metro Çikolata
  • 1 paket Fındıklı ya isteğe göre Bitter Çikolata
  • 1 Tatlı kaşığı kakao
  • 1 Tatlı kaşığı bal
  • 1.5 tatlı kaşığı margarin (oda sıcaklığında)

Öncelikle Metro ve Fındık/Bitter çikolataları Benmari Usulü eritin, sıcak su dolu bir tencerenin ortasına yerleştirdiğiniz cam bir kavanozla bunu yapmanız mümkün, dilerseniz tencereyi çok kısık ateşe koyarak  işlemi hızlandırabilirsiniz. Eriyen çikolata karışımına önce kakao ve margarini ekleyip biraz karıştırdıktan sonra balı da ekleyerek  karışımı başka geniş bir kaba dökün.

Sonra karışıma dileğiniz miktarda pirinç ve bugday gevreği ekleyin , çikolata düşkünlüğünüze göre miktarı belirlemekte serbestsiniz, ancak kıvam açısından en azından paketin 1/3 nü eklemek şart.  Sonra sıra  eldivenlerinizi giyip bu karşımı hafifçe yoğurarak kalıplara yerleştirmeye  geliyor.

Şekilli Crunch’ları kalıplardan dikkatlice çıkarın, servis tabağına yerleştirin ve şekillerinin iyice oturması için  bir süre buzdolabında beklettikten sonra servis edin.

Kuru çilek taneleriyle karıştırılmış pirinç gevrekleri eritilmiş çikolata ile birleşince yemeye doyum olmuyor doğrusu..Ve uzunca süredir pişirdiğiniz sıkıcı sebze yemeklerini eşlere unutturabiliyor : )

Sevgiler,

 Meryem

"Masal Şehri Prag"

Yazının devamını oku »